BLOG

17 Mart

Burcu Celebi Ozis

Bahar, Marteniçka ve Çamtepe


BAHAR, MARTENİÇKA ve ÇAMTEPE


Bahar ha geldi ha gelecek. Günlerdir gözümüz yollarda bekliyoruz. Az kaldı. Doğa işaretlerini vermeye başladı bile, karınları burunlarında dolaşan kediler, sağda solda beyaz-pembe çiçeklerini açan ağaçlar, uzamaya başlayan günler…

Baharın gelişi her coğrafyada başka türlü kutlanır. Değişmeyen tek şey vardır, kışın sona ermesi, baharın gelmesi ille de kutlanır. Marteniçka takmak da baharın gelişini kutlayan, kutsayan bir Bulgar adetidir. Eski bir pagan geleneğinin günümüze neredeyse hiç bozulmadan ulaşmış şeklidir.

Bir rivayete göre, Baba Marta ya da Marta Nine – baba Bulgarca’da nine anlamına gelir – kışın sonunu getirip baharı başlatan ancak ruh hali aniden ve sık sık değişen huysuz, ihtiyar bir kadındır. Baba Marta’yı hoşnut edip baharı erken getirmesini sağlamak için kırmızı beyaz Marteniçkalar takılır bileklere ya da giysilerin yakasına. Baba Marta hoşnut olsun, merhamet etsin ve kışı bir an evvel bitirsin diye Mart başında takılır Marteniçka, kimi zaman birden fazla. Kırmızı ve beyaz renkler sağlık dileklerini temsil eder. Kırmızı kandır, candır, hayattır, beyaz ise saflık. Döne döne birbirine dolanan kırmızı beyaz ipler, yaşamın ve ölümün ebedî döngüsünü, iyiliğin ve kötülüğün, mutluluğun ve hüznün yaşamdaki dengesini hatırlatır insanlara. O yüzden herkes birbirine Marteniçka hediye eder Mart ayında.

İlk leylek – ya da kırlangıç – görüldüğündeyse çıkarılır Marteniçka. Kimileri meyve veren bir ağaca bağlar bolluk, bereket getirsin diye. Kimileri bir taşın altına koyar ve birkaç gün sonra aynı taşın altında, Marteniçka’nın etrafındaki böceklerden fal tutar; yanında karınca varsa o sene çok çalışması gerekecektir, larva ya da solucan sağlık ve başarı anlamına gelir, örümcekse iyiye işaret değildir, ne başarı ne şans ne de sağlık o yıl yanına yöresine uğrayacaktır.

Marteniçka, doğa ve insan arasında bir zamanlar var olan güzel ilişkileri hatırlatır, her mevsimin kendi adetleriyle gelip geçtiği, insanların doğanın dilinden anladığı zamanı, insanın doğaya savaş açmadan önceki mevsimini anlatır.

Başka bir rivayete göreyse* bir kış ayında savaşa giden erkeklere geride kalan kadınlar şöyle der; “Kazanırsak güvercinlerin ayağına beyaz, kaybedersek o vakit siyah bez bağlayın, haberiniz sizden önce gelsin”. Savaştan sonra güvercinler bileklerinde kandan kırmızıya boyanmış beyaz bezlerle döner. Erkekler, “Savaşı kazandık ama çok can, çok kan kaybettik” demektedir. Marteniçka bize çok kan, can kaybeden doğanın haberini getiriyor olmasın bir yandan? Böyle deyip de umutsuzluğa sürüklemek istemem kimseyi. Umut var, olmaz mı. Şöyle ki:

Bundan bir-bir buçuk ay evvel ‘Zeynep anne’ bizi, Cihangir Yoga perde arkası takımını** Avatar filmine götürdü. Birlikte hoşça vakit geçirelim, iş dışında da sosyalleşelim diye. Fakat filmin çıkışında kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bu suskunluk ilerleyen günlerde de devam etti ve Zeynep’le bir sohbetimiz esnasında ‘En kötüsü de umut yok’ deyince, ‘Olmaz mı! Var!’ diye heyecanla haykırıvermişim. Bu haykırışın dayanağı, Buğday’ın Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi idi o esnada. Zaman içinde daha yakından tanıma fırsatı bulduğum Buğday Derneği’nin, Kazdağları’nın Çamtepe, namı diğer Kuşkonmaz mevkiinde kurduğu, tam adıyla telaffuz etmek gerekirse; “Çamtepe Ekolojik Yaşam Eğitim, Araştırma, Uygulama ve Gösterim Merkezi”. Amaçlarını, yaşamlarımız boyunca doğa üzerinde bıraktığımız olumsuz etkiyi en aza indirebilmenin yollarını ve bıraktığımız olumsuz etkinin olumluya çevrilebileceğini göstermek, bu yönde çözümler oluşturmak, var olan çözümleri paylaşarak çoğalmasını sağlamak olarak www.camtepe.org adresinden duyuran Buğday Derneği, 21 Mart’ta merkezinin kapılarını açıyor.

Açılışta Buğday Derneği’nin katılımcılar için hazırladığı Marteniçkalar, İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Balıkesir, Eskişehir, Muğla ve daha birçok yerden gelen katılımcıların baharı ve dahası bu merkezden yayılması dilenen iyiliği, güzelliği ve bilgeliği kutlaması için kırmızı beyaz ipleriyle hazır bulunacak. Herkes, şu anda bu yazıyı okuyan sizler de davetlisiniz. Gelin Marteniçkalarınızı takın bileklerinize ve Buğday kardeşimizin coşkusunu birlikte paylaşalım. Belki leylek ya da kırlangıç görmek pek mümkün değil beton kaplı gökyüzünde, o vakit çiçek açmış bir ağaç gördüğümüzde çıkaralım. Belki Baba Marta’ya da rastlarız – yahut bizim coğrafyamızdaki kız kardeşi Berdül Acuz’a, malum Mart ayında kocakakarı soğuklarını getiren Berdül Acuz ile Baba Marta kardeş değildir de nedir? – ve gururla gösteririz Marteniçkalarımızı. Belki bu kış erken biter, belki bu bahar bolluk, bereket ve sağlıkla geçer.

Umut dolu, bereketli baharlar hepinize.

burcu


NOT: Siz bu satırları okurken bahar geldi merkez açıldı bile. Bu yazının da davetiye niteliği kalmadı. Olsun, haber niyetine yazmış olayım. Yolunuz düşerse demeyeceğim, ilerleyen günlerde buradan duyuracağım etkinliklerden birini bahane edip muhakkak yolunuzu düşürün Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’ne. Şimdiye dek – kendim dâhil – pişman olana rastlamadım :) (www.camtepe.org)


* Daha yaygın bir rivayete göreyse Marteniçka, Kubrat Han Efsanesi’ne dayanmaktadır. Kubrat Han M.S. yedinci yüzyılda yaşamış bir Bulgar hükümdarıdır. Beş oğlu bir de kızı vardır. Bir gün oğlanlar kız kardeşleri Houba ile birlikte avlanmaya giderler. Tuna nehrinin kıyısında gümüş rengi bir geyik görürler. Şaşkınlıkla geyiği izler ve ok atmaya cesaret edemezken geyik birden karşı kıyıya geçer ve kardeşlere de nehrin en sığ yerini göstermiş olur. Bu sırada bir kuş uçar, ölüm döşeğindeki babalarının haberini getirir. Kardeşler hemen geri dönerler, babaları ölüm döşeğinde Bulgar kabileleri arasındaki bağları korumalarını vasiyet eder. Bayan, Kotrag, Asparoukh, Kuber ve Altsek adındaki oğullar babalarına yemin ederler. Ancak Hazarlar’ın saldırısına karşı koyamaz ve kendilerine yeni topraklar aramak üzere yola çıkarlar. Hazar Kağanı, kız kardeşleri Houba’yı esir almıştır ve oğlanlardan Bayan da Houba ile kalmıştır. Büyük kardeşler kendilerine özgür bir ülke bulduklarında bir kartalın bileğine altından ip bağlar, Bayan ile Houba’ya gönderir. Bu işareti gören kardeşler kaçmaya karar verir, Tuna nehri kıyısında gümüş rengi geyiğin gösterdiği sığ yer gelir akıllarına, karşıya geçerken Bayan vurulur. Houba da kendilerine eşlik eden kartalın ayağına Bayan’ın kanıyla kırmızıya boyanmış bir ip bağlar ve kardeşlerine gönderir. Kardeşleri ülkenin kapılarını Houba’ya ve kollarında can veren Bayan’a açar. O günden sonra askerlerinin kıyafetlerini kırmızı-beyaz iplerle süsler. (Gerçekten de Bulgar ordusunun tören kıyafetleri kırmızı-beyaz renklerdedir)

**Cihangir Yoga’nın perde arkası takımı, hepinizin derslerde perdenin önünde gördüğünüz kıymetli hocalarımız haricinde, en az onlar kadar Cihangir Yoga’ya emeği geçen stüdyo müdürümüz Neşe, ofiste Rahşan ve ben, danışmada Gökçe ve Zelal, mutfakta Nuran, Nilgün ve Martina masajda Neren ve Selma’dan oluşmaktadır. Zeynep ve David’i saymadım bile. Onların varlığı her an her yerde bizimledir. Bakın Cihangir Yoga perde arkası takımının bileklerine, onların da kırmızı beyaz ipli Marteniçkalarını göreceksiniz.






Yorumlar

Önceki yazılar