İyi Günde ve Kötü Günde, Hastalıkta ve Sağlıkta

İyi Günde ve Kötü Günde, Hastalıkta ve Sağlıkta

Sevgili Okur,

Şimdi bu satırları okuyorsan, bir şekilde karşına çıktıysa, bil ki bir sebebi var. Bir sebebi var ve sonucu olacak. Hayatta hiçbir şey tesadüf değil. Aldığımız her nefes nasıl kendi içimizde bir titreşim yaratıyorsa, verdiğimiz her nefes de evrene geri dönüp dalga dalga başka titreşimler, yankılar yaratıyor. Şu anki varlığımızın bir yankısı tüm evrende var. İnsan aklımızla algılamak çok kolay değil, ama bu böyle. Verdiğimiz nefes, bir başkasının aldığı nefes oluyor, o nefesi alan kişi evrene o nefesi geri veridiğinde, o nefes bu sefer senin nefesin oluyor. Kim bilir kimlerin titreşimlerinden yeniden ve yeniden titreşiyoruz, hiç bilmeden. Bu satırları okuyorsan evrenin bonkörlüğünden okuyorsun. Karşımıza çıkan her olay, her durum biz bir içgörü kazanalım diye karşımıza çıkıyor. Bir şey öğrenelim, bir şey deneyimleyelim, tanıklık edelim diye. Eğer bunu yapamazsak o olay tekrar ediyor, tarih tekerrür ediyor. Sonra da şunu diyoruz; ‘Niye beni bulur hep böyle şeyler?’

Ben sana cevabını vereyim sevgili okur. Bakmayı, görmeyi bilmediğimizden oluyor hep böyle şeyler, hep beni buluyor, seni buluyor. Şimdi avucumda bir merhem turuyor ve sana uzatıyorum. Diyorum ki; merhem sana şifa olacak, al bunu. Neye şifa olacak? Neyin eksikliğini hissediyorsan ona, neye hasretsen ona, neyi unuttuysan onu hatırlamana. İstiyorsun, değil mi? Ve ekliyorum; ama bu merhemi sürmenin tek bir yolu var; her gün ama her gün sebatla ve ısrarla oturmak. Meditasyona oturmak sevgili arkadaşım, Zen’e oturmak.

İşlerim bitsin öyle… Şu sıkıntılı dönem bir geçsin öyle… Hastalığım geçsin, öyle… Şu projeyi teslim edeyim öyle… Uyku düzenini oturtayım öyle… Biraz daha kendimi iyi hissedeyim öyle… Şu yeni iş yerine alışayım, öyle…

Bunlar zihnin ‘öyle’leri. Sana şunu söyleyeyim sevgili okur, o mükemmel an hiç gelmeyecek. İşler hiçbir zaman tam yoluna girmeyecek, fırtınalar tam dinmeyecek, kendini iyi hissedeceksin elbet ama o hal de geçecek. Hastalığın geçince ne olacak? Mükemmel meditasyonlarını o zaman mı yapacaksın? Nereden biliyorsun? Mükemmel meditasyon dediğin ne hem?

Sana şunu diyeyim, hayalindeki o mükemmel an hiç gelmeyecek. En mükemmel an hangi an biliyor musun? Tam olarak ‘şu an’. ‘Şimdi’den daha iyisi hiçbir zaman olmayacak. O yüzden bırak ertelemeyi. Peki nedir bu meditasyon? Şudur; nefes al ve nefes ver. Sonra bir daha nefes al, nefes ver. Dünyada başka bir şey yokmuş gibi bak o nefese. İlk kez tanışır gibi bak. Uçup gitti mi zihin? Dert değil arkadaşım, bir daha al, bir daha ver. Dön dolaş, yine nefese gel. Tüm işlerinin, dertlerinin, sıkışıklıklarının, planlarının, programlarının tam ortasına oturup gözlerini kapatıp sadece nefesine baktığında göreceksin, tüm bu koşuşturmanın arasında neyin en büyük olduğunu, neyin en kıymetli olduğunu, neyi unuttuğunu. Düşüncelerini durdurmak, mükemmel hissetmek, pozitif düşünmek değil, meditasyon. Sadece nefes alıp nefes vermek. Yaşıyor musun arkadaşım? O zaman sen de yapabilirsin. Bakmaktır, meditasyon. Hediyesi kendiliğinden gelir ve tamamen uygulayan kişiye aittir, biriciktir. Çünkü sen biriciksin. Bu yüzden senin hediyen, benimkiyle aynı değildir. Sen yap ve sen bana anlat. Neleri fark ediyorsun kendinde? Ben dinlemek için hazırım. Sen uygulamak için hazır mısın?

Meditasyon, senin kusursuz olmanı beklemiyor, senin her haline ama her haline kucak açarak iyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta seni bir köşede bekliyor. Ne olursan gel, kim olursan gel, diyor. Sen de kusursuz meditasyonu arama. Nefes al, nefes ver. Sonra bir daha al ve bir daha ver. İster verdiğin nefese bak uzun uzun, ister aldığına, ister ikisine aynı anda. Nefesin boşluğuna düşünceler mi doluşuyor? Bırak dolsun. Hatırla bu sefer, nefes orda, açmış kucağını seni bekliyor. Kızmıyor sana çok düşünüyorsun diye. Yine de gel, diyor. Evren sana bu nefesi bahşediyor, evrenin hediyesine bak, doğum günlerinde aldığın hediyelere bakar gibi, şekline, şemalina, uzunluğuna, kısalığına, rahatlığına, tıkanıklığına. O hediyenin varlığıyla ne güzel şeyler yaptın bugüne dek, bir hatırla. Şükretme vakti gelmedi mi?

Baktıkça göreceksin, tüm doğru kararlar, seçimler orada gizli. Er ya da geç gün ışığına çıkacak. Tereddütler olmayacak, gitmen gerektiğini de bileceksin, kalman gerektiğini de, eyleme geçmen gerektiğini de, durman gerektiğini de. Yeri geldiğinde adımlar atacaksın, şüpheye yer vermeyen, başka yolu yoktu diyeceksin soranlara. Baktıkça zaman içinde bileceksin içeriden, sana ne lazım bu hayatta, yürüdüğün yolda, neyi göz ardı etmişsin, neye bakamamışsın, ne şefkat istiyor. Tıkanmış akarsu yatakları açılacak, nehirler çağlayacak, dışarıda sandığın o koca dünya içeride yeşermeye başlayacak, yaşam fışkıracak. Tek bir nefesin basitliğinde o zenginliği bulursan, gözünü açtığında o koca evrendeki göremediğin onca güzelliği, zenginliği göreceksin.

Her şeyin bir sebebi ve sonucu var demiştim. Bunu okuyorsan bir sebebi var. Sonucunu sen seçeceksin. Sen neysen, evren de o. Kolay değil belki, sıkılıyorsun, zorlanıyorsun, oturmamak için binbir türlü bahane üretiyor zihnin, sırtın ağrıyor, dizin ağrıyor, odaklanamıyorsun …Dert değil. Karanlığa bakmayı seç arkadaşım. Bak ki, gözünü açtığında gözlerin kamaşsın o güzellikten. O karanlıktan yeniden doğacaksın. Sana tüm kalbimle söylüyorum, iyi olacaksın, mutlu olacaksın, özgür olacaksın.

Bu bir davet. Oturma daveti. Hala buraya kadar okuduysan içeride var o istek. Kulak ver ona. İnançla, sebatla ve ısrarla otur. Her gün yeniden otur. Her gün yeniden başla. Her gün yeniden şans ver. Bütün kimliklerini bir kenara koy. Ne sporu yaparsan yap, ne yogası yaparsan yap, hangi dine mensup olursan ol, hangi yaşta olursan ol, hangi hataları yaptıysan yap, gel otur. Bu kucak herkese açık.

Yaşamın olağanüstü zekası, gücü senin çok değerli zamanından 20 dakikayı hak etmiyor mu? Sana verilen bu yaşama teşekkür etmek için 20 dakikanı veremez misin? Diğer her şey 20 dakika bekleyemez mi?

Otur arkadaşım ve sonra sen anlat. Sen yaz. Ya da boşver, uzun uzun bakalım gözlerimizin içine, anlatmaya gerek kalmadan.

Sevgiyle,

Duygu