BLOG
Neyden sürekli şikayet ettiğine bakmakta fayda var. Genelde bir şeylerin yokluğundan şikayet ediyoruz. Hayatta en çok oradan besleniyor olma ihtimalimiz oldukça yuksek.
Godfrey Devereux hatirlatiyor:
“Hayat hep bonkör hep zengin hep var ve doyurucu. Ancak sen almak istemiyorsun. Yokluktan şikayet ettiğinde varlıkla arana koyduğun engellerin farkına varmalısın.”
Şikayetçiyiz çünkü bir şeyin varlığından ziyade yokluğuna da bağımlılık geliştirebiliyoruz. Yani onu istemiyoruz sanarken, aksine; yokluğundan şikayet etsek de aslında onun yokluğunu sürdürebilmek icin kıvranıyoruz, ciddi bir efor harcıyoruz.
Mesela; ‘ortalıkta hic sevecek-sevişecek-yakınlaşacak erkek yok’ diyen arkadaşlarım var. Sorunca ‘yüksek kriterlerim var’ diyorlar. Bu kriterler onları yokluğa hapsetmekten başka ne işe yarıyor ki? Kriterler zayfılarsa sevgi potansiyeli artar ve bir anda bir çok erkek yeniden sevmek-yakınlaşmak için musait hale gelir. Yakınlaşma ihtimali için zamanla daha çok ve çeşitli deneysel alanlar açılmış olur. Yani şikayet ettiğin şeye ve onla ilişkine sakince bakabilmeye başlarsan orada seni o duruma tekrar tekrar iten katı kurallar, kriterler ve şartlar olduğunu görürsün. Belki de samimiyetle baktığında yokluğundan şikayet ettiğin şeyin aslında varlığına tahammül edemediğini görüverirsin?
Kriterler, şartlar genelde düşünsel temelli oluyor. Düşünsel yaşayanlar pek hisselliğe izin vermezler. Hissellik deneyseldir, yeniden bakarsın nasıl hissettiğine. Hissel ve düşünsel bir yaşam bir arada mümkün. İkisinden birine kapanmak ötekinden vazgecmek gerekmiyor. Temel ihtiyaçlarınla bağ kurduğunda doyum hakkına kavuşmak için en güzel yol varoluşsal temelli yaşamak cünkü varoluş, düşünselliği de hisselliği de içeriyor, varoluşunun herhangi bir yanını reddetmen gerekmiyor. Bir düşünceye ikna olup ihtiyaç duyduğun bir şeyden bu sebeple uzak durmak yerine hissel olarak da bir şans vermeyi deniyorsun; bu, yeniden şaşırmaya ve etkilenmeye açık olmak demek. Yeniden korkmaya, üzülmeye, sevinmeye ya da özlemeye açık olmak. bunlar bizim doğuştan gelen duygusal haklarımız.
Garip gözüken yemeklerin muthiş lezzetli olabilme ihtimaline açık olmak. Kriterlere göre ‘iyi görünmeyen’ bir dansçının dansıyla seni büyüleyici bir hisselliğe taşımasına izin verirsin. İşte, dene gör o zaman ne olmaya başlıyor yaşamında..
Nasıl gözüktüğü ile ilgili tercihlerinden vazgeçmen gerekmiyor ama görüntü ile tam anlamıyla hissel bir doyuma dek yakınlaşamazsın.
Ancak uzaktan görebilirsin bir şeyi. Eger yaşlandı ve katılaştıysa zihin -ki hissellik onu yeniden gençleştirir yumuşatır- bir noktadan sonra ‘kriterlere uyup uymadigini görebilmeyi sürdürebilmek için’ yakınlaşmama bahaneleri devreye girer. Uzaktan kanaat eder geçersin. Ancak yakınlaşmak icin ‘nasıl hissettiriyor, nasıl hissediyorum?’ diyebilmelisin.
Göremeyecek kadar yakınlaştığında geriye hisler kalıyor ve bundan mahrum olunca ne yazık ki ruhun bir yanı hep eksik kalıyor.
Yemeğe bakarak doymayı ummak ya da kriterlere uygun gözüken bir meyveyi ararken hafif lekeli, belki biraz çürük de olsa sulu ve muthiş lezzetli meyvelerden mahrum kalmak gibi.
Bir elma düşün, onu görürsün, eğer kriterlerini yumuşatmayı becerebilmişsen bir ısırık alırsın, tadına bakarsın. Ağzında çiğneyip yuttuğun süreçte görüntü yoktur, nasıl hissettiğine bakarsın. Eğer beğenmezsen tükürürsün ya da yuttuğun kadarıyla yetinir daha fazla yemezsin. Peki, ya hoşuna giderse? Ya lezzetiyle ilgili keşiflerin seni görüntüsünden ziyade, bir acayip doygunluğa taşırsa?
Bu ihtimal hep var ve iki-üç aksi tecrübeye kanıp kendini buna kapatacak mısın yani?
Bir dönem yaşadıklarını hayatının tümüne etiketlersen kendini o döneme hapsetmiş olmaz mısın? O zaman ‘yeni ve taze’ bir şeylerin yokluğundan şikayet edenleri düşün..
Hisselliğe açılmak ‘bu an’a varmanın en kutsal yollarından biri. Dünkü nefesini ya da yarınki nefesini düşünebilirsin. Ancak dünkü ve yarınki nefesini hissedemezsin. Ancak şu anki nefesini hissedebilirsin.
Tabi ki yogaya bağlayacağım.
Yoga hakkındaki ön yargılar hep düşünsel temellidir. Ben daha, beden ve his odakli bir yoga dersine katılıp bu ön yargılardan kurtulmayan birini görmedim. Hissellik oyle büyüleyici ki, bütün düşünceler düşüyor. Gelen herkes bir şekilde derinden etkileniyor.
Hislerle buluştuğun anlarda hiçbir düşüncenin sanki eski önemi kalmıyor ve bir tuhaf aşka düşüyorsun.
İlk yoga asana zamanlarımı hatırlıyorum, bir hayli büyülenmiştim. Keşfedecek ne çok şey vardı bedende, hatırlıyorum..
Hala öyle..
Olağanca hisselliğiyle uygulandığında yoga, beden aracılığıyla zihni sakinleştirmek rahatlatmak icin fevkalade etkilidir. Zihnindeki yoğunluktan, katılıktan şikayet edenlere diyorum ki: Yoga var! ve şu an bazı insanlar -garip görünseler de bazı hareketler aracılığıyla- bedenindeki hislerle buluşuyor ve evlerine, ilişkilerine, yaşamlarina oldukça hafiflemiş dönüyorlar.
Çok şükür ki yoga yolunda bedeni zihnin hırslarıyla sarsmayan ve hisselliğin nasil iyileştirici olduğunu ögreten-yaşatan hocalara denk geldim.
Hepsi adına özellikle Zeynep Aksoy’a ve O’na teşekkürüm vesilesiyle hayata tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Elbette kıymetli babama, beni 12 yaşımda yoga ile tanıştırdığı icin ömür boyu müteşekkirim.
Comments
Previous blogs
- SUÇLAMA
- SÖYLEŞİ
- GEÇİCİ
- KİTAP
- BAYRAM
- BAKİ
- HİS
- TATMİN
- TALEBE
- ZAN
- YOGA HALİ
- TEKAMÜL
- SUKHASANA
- KALINTI
- KABUL
- AHAM
- AYNA
- KIŞ GELDİ
- ARKA BEDEN
- BENLİK SESSİZDİR
- MAYA
- HÂL DİLİ
- MÜREKKEP
- VAROLUŞUN MEVSİMLERİ
- ENSO
- YAŞAYAN ÖĞRETİ
- JESUS SAVES
- CEVHER
- KUANTUMCU TEYZE
- FİKRİM DERYA DENİZ
- YER ETTİ
- MANDALA
- ANATOMİ
- OTOMATİKMAN
- 200
- MECA’ZEN’
- içimde bir çörç
- yoga incinmeleri





