Yoga Hocalık Eğitimi öncesi yoga üzerine

Temel hocalık programını ne zaman açarım, nasıl açarım aslında çok bilmezken, bir yaz akşamı sevgili Githa beni yemeğe götürdü ve o akşam yemeğinde görüşlerimizin, bakış açılarımızın birbirini yansıttığını anlayınca, onun stüdyosunda temel hocalık programını vermeye beraber karar verdik.

Bu yola 19 sene önce sevgili dost Zeynep Aksoy araçılığı ile başlamıştım. Henüz New York’ta öğrenci iken, bir yoga stüdyosundan içeriğe adım atmış ve yoganın aşkına, sihrine ve cazibesine hemen kapılmıştım. Yoganın cazibesi içinde, aslında hep içgüdülerime ve o an yapmam gerekenlere odaklanarak yol aldığımı görüyorum. Başlarken ilk yoga hocalık eğitimine niyetim gerçekten yogayı daha derinlemesine öğrenmek, yogayı bir yaşam tarzı olarak yaşamıma katmak, ve daha bilinçli bir şekilde yoganın bana açtığı yolda ilerlemekti. Bu programın ve yoga yolunun bende ve öğrencilerimde gözlemlediğim birçok sonsuz hediyesi var. Bu farkındalık yolculuğu içinde, kişi bütünün içinde kendi bireyselliği içinde, kendine, ana, olaylara, durumlara ve diğer tüm canlılara daha kolay gevşemeye başlıyor. Yoga ile kişi daha bütün, daha sağlıklı, daha dinç ve yaşam enerjisini daha akışkan hissediyor. Yitirdiği parçalarını anımsamaya başlıyor: özgüven, cesaret, samimiyet, hassasiyet gibi. Kendi doğasına, doğaya bakışı ve anlayışı anlamlanıyor. Dolayısı ile bu hocalık programında üstünde durmak istediklerim: yogayı gerçekten hayatımıza bilinçli bir şekilde katmak, kendi dönüşümüze tanık etmek ve tabii öğrendiklerimizi paylaşmak, hocalık yolunda ilk adımlarımızı atmaya hazır olmak.

Yogaya bütüncül bir şekilde yaklaşıyorum. Bedenin bilgeliğine derinden inanıyorum ve bedene saygım sonsuz. Bedeni dinlemeyi ve duymayı öğrenmek sabırlı bir yolculuk. Zihnimizin doğası içinde, zihnimizi ehilleştirmek zaman alıyor. Beden, bize an be an kulak vermeyi öğrenirsek sinyaller gönderiyor, dikkatimizi çekmek için…Ve beden en dış katman olarak kendi zihin ve duygusal bedenimizin, bilinçaltımızda gömüllü olanların yaşayan zarfı. Ve o zarfı açtıkca içeri gizemli bir dünyaya, zengin bir dünyaya, herşeyi barındıran bir dünyaya giriş yapıyoruz. Yogayı kendi karanlıklarımıza ışık tuttuğumuz bir yolculuk olarak tanımlamak hoşuma gidiyor. Bilinçaltımıza yaptığımız yavaş ama güvenli bir yolculuk olarak görüyorum. Ama karanlık sadece aydınlığın bir başka yüzü. Ve bunca zaman üstünde çalıştığım, dirençlerimi gördüğüm ve bu dirençlerimin kaynağını araştırdığım bu yolculukta kelimem kapsamak. Neyi, ne kadarı ve nasıl kapsıyorum, kapsayabiliyorum, sınırlarım nerde? Yoga ve meditasyon bütün içinde ayrılmaz ikili ve yogada hareket halinde bir meditasyon.

Yoga kendi doğamız ile çıplak bir şekilde karşılaşmaya başladığımız güvenli bir alan. Kendi doğamızın derinliklerine hareket ve nefesin yardımı ile dokunuyoruz. Yoga zihinsel bir çalışma. Hep ordan oraya maymun gibi zıplayan zihnimize, odaklanabileceği veriler sunarak, aslında zihni bilinçli bir şekilde an’a davet etme sanatı. Zihin onu engeleyen düşünce kalabalığından sıyrıldığı zaman, kendi hapishanesinden çıkabildiği zaman, kendi doğası içinde, kendi gerçeği ile karşılaşabiliyor. Her an değişen yaşam gerçeği içinde, mutlak diye birşeyin olmadığı yaşamın gizemine ve hediyesine, acısı ve tatlısı ile dalabilmek için yoga bir sığınak olmaya başlıyor. Kendi idrak, algı, deneyim ve farkındalığımızın içinde, kim olduğumuz, ne olduğumuz ve nasıl olduğu içine biraz daha gevşemeye başlıyorsun. Kendimize yakınlaştıkça, olduğu gibi başkalarına yakınlaşmaya başlıyorsun.

Gerçek şifanın ve bilgeliğin sessizlik ve sukunet içinden kendiliğinden doğduğuna inanıyorum.