13 Oca 2020

Meditasyon 2: At ve Seyis

Meditasyon yapmak derken aslında basitçe, bir tekniği sürekli olarak uygulamaktan bahsediyoruz. Bunu yeni yeni uygulayan veya uygulamak isteyen kişinin sıklıkla düştüğü bir tuzak vardır. Sanılır ki; meditasyon yapabilmek için öncelikle düşünceleri durdurmak gerekir. Oysa ki düşünceleri durdurmak imkansızdır.

Meditasyon Yazı Dizisi 2

At ve Seyis

Meditasyon yapmak derken aslında basitçe, bir tekniği sürekli olarak uygulamaktan bahsediyoruz. Bunu yeni yeni uygulayan veya uygulamak isteyen kişinin sıklıkla düştüğü bir tuzak vardır. Sanılır ki; meditasyon yapabilmek için öncelikle düşünceleri durdurmak gerekir. Oysa ki düşünceleri durdurmak imkansızdır. ‘Düşünceleri durdurmaya çalışmak’ aslında başlı başına bir düşünce olmakla birlikte oldukça sinsi ve bir yandan da agresif bir tavırdır. Meditasyonun tekniği; zihnimize bir malzeme, bir oyuncak vermekle ilgilidir. Zihne, al bununla uğraş şimdi, deriz aslında. Sürekli akıp giden düşünceleri belirli bir objeye odaklamak tekniğin kendisidir. Farklı disiplinlerde dikkati nazikçe nefese veya bedene getirmek, zihinden bir mantrayı sürekli olarak tekrarlamak, yanmakta olan bir muma bakışları odaklamak bu tekniklerden bazılarıdır. Hepsinin ortak noktası subjenin odağını objeye doğru yöneltmesi üzerinedir. Teknik işte budur. Oldukça basittir ancak basit olduğu kadar kolay olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü zihin sürekli dağılır, geçmişten kalan hesapları kapar, geçmiş deneyimleri ışığında gelecek planları yapar, sürekli mükemmeli arar, keser, biçer, tartar, uçar, kaçar; tüm bunların arasında bir de odaklanacağı objeyi hatırlar. Tam bir kaos! Ve sıkı durun; bunda hiçbir sorun yoktur! Zihnin görevi nihayetinde zaten budur. Diğer tüm organlarımız gibi o da düşünmek ve tartmakla ilgili görevini yerine getirmektedir. Sorun; bu hesaplar çok yoğunlaştığında, sıklaştığında, karıştığında düşüncelerin arasında bir nefes alacak boşluk bulamamamızdan kaynaklanır. Sonuç olarak sıkışık, karışık hissederiz, dağınık, mutsuz, motivasyonsuz veya kararsız hissederiz. Meditasyon bu karışıklığı dağıtmaya, biraz boşluk yaratmaya yardımcı olan olağanüstü bir araçtır. Ancak unutmamak gerekir ki; bu karışıklıktan kurtulmayı arzulamak da bir düşüncedir ve arzunun kendisi zehirdir. Meditasyonun sonucuna, kendi şahsi beklentilerimize odaklanmadan sadece tekniğin kendisine odaklanmalıyız. Hediyesi ancak böyle gelir.

Diyelim ki; sessiz ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir odaya gittiniz. Omurganızı uzun tutacak bir oturuşa yerleştiniz. Nefese odaklanacağınız bir meditasyon tekniği uygulayacaksınız. Gözlerinizi kapadınız. Dikkati nefese getirdiniz. Şimdiye kadar her şey olağan görünüyor. Nefesler akmaya başladı. Doğal bir şekilde nefes alıyorsunuz ve nefes veriyorsunuz. Bir, iki, üç… Sonra hop, araya bir düşünce gelecek. ‘Yarın yapacağım sunumda bunu da söylesem iyi olur. Hatta şunu da eklerim, hiç fena olmaz.’ Nefesten koptunuz bile, daha en başında. Sorun yok! Tekrar nefese dönün. Çünkü nefes orada ve sizin tarafınızdan fark edilmek için bekliyor. Yeniden nefestesiniz şimdi, güzel. Nefes alıyorsunuz, nefes veriyorsunuz. Bu birkaç kez tekrarlıyor. Devam ediyorsunuz. Sonra yeni bir düşünce gelecek. ‘Keşke şu kişiye böyle demeseydim. Başka türlü bir şey söyleseydim daha uygun olurdu. ‘ ‘Bu akşam ne yemek pişirsem?’ ‘Telefonumun alarmını kurdum mu gerçekten? Bu oturuş süresi uzun geldi. Belki de alarmı ayarlayamadım.’

Bunun türevi bin bir düşünce ardı sıra gelip gidiyor ve gelip gidecek. Sürekli düşünüp duruyorsunuz. Ne olmuş? Her seferinde nefese dönün. Sürekli düşünüp durduğunuzu ve zihninizin gerekli gereksiz milyon tane şeyle çok lazımmış gibi uğraştığını görmek müthiş bir fark ediş değil midir? Doğru yoldasınız. Olumlu düşünmeye, sürekli pozitif veya mutlu olmaya kendinizi itmek zorunda değilsiniz. Bir his, bir hal peşinde koşmayın. Sadece nefese dönün. Bunu istekle, sabırla ve istikrarla tekrarlayın. Meditasyon, tekniğe geri dönmektir. Nefese her dönüşünüz meditasyonun ta kendisidir. Sürekli tekrarladığınızda, her ne kadar aynı gibi görünse de hiçbir nefesin birbiriyle aynı olmadığını görürsünüz. Her nefese dönüş deneyiminizin birbirinden farklı olduğunu kavrarsınız. İnce bir dikkat gelişmeye başlar, bu incelen, rafine dikkatle er ya da geç karmaşık düşüncelerin arasından sıyrılabilir hale gelirsiniz. Bu sıyrılış size kararlarınızda, seçimlerinizde netlik sağlar. Karanlık bulutların dağılıp mavi göğü göstermesi gibi bir şey bu. Gökyüzü hep oradadır. Bulutlar önünü kapasa da biz onun arkada olduğunu hatırlarız.

 

Budist öğretilerde zihin bir ata benzetiliyor. Bu tasvir bana her zaman çok yakın ve anlaşılır geldi. Kendi kavradığım şekliyle sizle paylaşmaya çalışacağım. Zihin; bazen yavaş yavaş yürüyen, bazen dört nala koşabilen güçlü bir at. Nefes de onun seyisi. At dört nala koşarken dizginleri kaybederseniz kontrolü yitirirsiniz ve at panikle sağa sola koşabilir; zararla sonuçlanacak hamlelerde bulunabilir. Atını tanımayan seyis er ya da geç o attan düşecektir, öyle değil mi?

Meditasyona başlamak için hayatımızdaki birtakım işleri yoluna koymayı, açığa çıkmayı, rahatlamayı beklemek atın dizginlerini sadece sakin zamanlarda ele almak gibidir. Her şeyin yolunda gittiği, keyfimizin yerinde olduğu zamanlarda ata söz geçirmek kolay elbette. Ancak atınız keyifsiz olduğunda, sözünüzü dinlemediğinde ne yapacaksınız? Şaha kalktığında ona başka türlü bir muamele etmeniz ve bunu biliyor olmanız gerek.  

Sadece karanlık zamanlarda biraz olsun iyi hissetme ümidiyle meditasyona oturmak ise; atının üstünde hiç vakit geçirmemiş bir seyisin, atın şaha kalkmış bir anında üstüne çıkmaya çalışması gibidir. Hükmedemez, söz geçiremezsiniz. Onun anlayacağı dilden konuşmayı önceden öğrenmeniz ve emek harcamanız gerekir. Önemli olan seyisle atın uyumudur. Seyis atı dinlemeli, tanımalı. Hatta sevmeli onu, şefkat göstermeli. Anlaşıldığını hisseden at uysallaşır. İkisi de birbirine kenetlenir. Uyum ancak böyle oluşur.

Meditasyon, bir pratiktir. Bu pratik zihnin kopup gelişlerini kapsayan kocaman bir şemsiyedir ve o şemsiyenin altında insanın her haline yer vardır. Tam da bu nedenle meditasyona başlamak için mükemmel an yoktur. Çünkü ‘şimdi’den daha ötesi yoktur. Meditasyona başlamak için en uygun an, tam olarak bu andır. Bu metni şu an hala hevesle okuyorsanız, bunun bir anlamı olmalı. Zihnin derinliklerinde özgürleşmeyi bekleyen karanlık köşelerin kıpırtısı sizi bilinçsizce ve masumca bu yazıyı okumaya itiyor olabilir. O köşelere doğru bir adım atın. Kurumuş bir toprak gibi can verin, hayat verin, ışık verin onlara.

Çok eskiden beri meditasyon pratiği olan ve bugün daha ilk meditasyonunu yapacak iki kişi yan yana gözlerini kapadığında ikisi de aynı yerdedir aslında; sıfır noktasında. İkisi arasında üstünlük yoktur, rekabet yoktur, eksiklik, fazlalık yoktur. Bir, birdir ve potansiyelini gerçekleştirmiştir. Ancak sıfır yokluktur ve tam da bu nedenle içinde sonsuz potansiyeli barındırır. Henüz hiçbir şey gerçekleşmemiştir. Her seferinde başlangıç noktasına geri dönmek ve her gözlerimizi açtığımızda her şeye yeniden başlamak. Zen’de buna ‘başlangıç zihni’ denir. Kendi potansiyelinize tüm yaşanmışlıklara rağmen bugün, bu an yeniden bir şans vermek. Kulağa hoş gelmiyor mu sizce de?

Aşağıdaki link size kendi evinizde uygulayabileceğiniz yirmi dakikalık, oldukça basit yönlendirmeler içeren nefes odaklı bir meditasyon pratiği sunuyor. Gözlerinizi kapadığınızda, dünyanın her yerinde bu tür pratikleri uygulayan; aynen sizin gibi iyi olmayı, mutlu olmayı ve özgür olmayı dileyen binlerce, milyonlarca insanla adını koyamadığımız o yerde buluştuğunuzu hatırlayın. Her nefese dönüşünüz eve dönüşünüz gibi olsun.

 

 

https://soundcloud.com/duygu-bingoel/20-dakika-meditasyon