Bu Pazar saat 12:45’te ay en karanlık halini almışken yukarıdan bizi izliyor olacak. Geçmiş ayın niyetlerini gözden geçirip belki eskileriyle devam etme, belki yeni tohumlar ekme.. Benim için ayın en heyecanlı zamanı. Bu döngüde yaptığımız gibi karanlık ayı sıfırıncı gün alarak, 24 Temmuz Pazartesi ile beraber üçüncü döngüye başlamış olacağız. Her ne kadar saymayı seven…

Read

Hoca yazmış, son dördün blues diye. Hem de ne blues, sangha. İçim kıyıldı bluğluktan. Yazmayayım, modumuzu düşürmeyeyim diyorum. Sanki blogun modu benim yazdıklarıma bağlı. Örnek ol diyorum haydi kuyruğu dik tut, bırakma. O da olmuyor. Hayatıma yoga girmeden önce ölümüne depresif olabildiğim zamanlarımı özlüyorum. O zaman depresif olmaya hakkım vardı. Yogadan sonra o hakkımı elimden…

Read

Foto: Aisha Harley Cumartesi, 15:24, Portland, OR, ABD. Bunaltmayan ama hangi mevsimde olduğumuza da hatırlatacak kadar sıcak güneş ışınları yaprakların arasından süzülüp yola düşüyordu.Geçtiğim sokaklarda kimsecikler yok. Evler, ağaçlar, çiçekler, yapraklar arasından süzülen ışık. O kadar. Tek hareket ben, bisikletim ve gölgemizden ibaretti. Spotify’dan müzik dinleyerek ilerliyordum. Joan Baez’in yorumu Brothers in Arms çalmaya başladı.…

Read

Bir süredir içimde ve dışımda bir değişim, kabuk değiştirme sürecindeyim. Bunu içsel olarak çok iyi biliyorum, ve can-ı gönülden iç sesime kulak veriyorum, adımlarımı izliyorum. Bütün zihnimdeki engelleri, kalp kırıklıklarımı bırakıp, korkularımın içinde kendimle tamamen kucaklaşma hali. Bu sene kendime verdiğim hediyelerden biri, geçmişten gelen bir dürtü ile Zeynep Çelen ile ileri seviye eğitimine yazılmak…

Read

Yogam bittiğinde çok şahane şeyler yazacaktım. Güneşle olmasa da nasıl erkenden uyandığımı, sabah sabah tüm prelüdü yapma şimdi hazır tam iyileşmedin, öğleden sonra açık vücutla yaparsın çiçek gibi olur diyen zihnimle çoktan el sıkışmış, yalnızca ısınmaları yapmak üzere gittiğim yoga odasından bir tam prelüdü yaparak çıkmış olmanın şaşkınlığını, uzun zamandır girmediğim asanalarla buluşmuş olmanın getirdiği…

Read

Sabah uykusuyla savaşırken ben. Temsili. © Ted Nasmith, Eowyn and the Nazgul Bu resmi gölgelerimle verdiğim bütün savaşları temsilen kullanabilirim, o kadar seviyorum. Bunun bir de Fingolfin’li olan versyonu var, o da favorim. Belki onu da koyarım yazılardan birine bir gün. (Tolkien nördleri buraya). Sabah kalkıyorum kalkmasına ama ne çetin bir mücadele sonucunda. Anlatmayayım ki büyümesin,…

Read

Dün dün, bugün de bugün olduğu için dünkü yazıma kaldığı yerden devam etmek yerine ikinci etabın yarısının ikinci gününde yeni şeyler yazayım istedim ama, pek de içimden gelmiyor bugün yazmak. Saat olmuş öğleden sonra üç buçuk. Sabah gözümü açtığım andan beri kutlamaları kabul etmekten yeni oturabildim blogun başına. Hayat bana güzel vallahi. Bu sabah (yine)…

Read

Şu aralar Yaz Sıcağı’nın Yunaca tercümesi ile uğraşıyoruz, saatlerce bir Yunanca, bir Türkçe metin arasında gidip gelmekten gözlerim şaşılaştı.Sonra beyaz ekrana bir daha bakamıyorum. Bakıyorum da işte ancak Burak Gökçe’nin 500 kelimesini aktarmaya. İki gün önce onu bile deftere yazdım. (sonra kelimeleri tek tek elimle saydım tabii ki) Ama şöyle bir şey var. Bunu Melike…

Read

Bugün tam anlamıyla İstanbul’a dönmüş sayılırım. Neden mi? Sabah Bostancı’dan Beşiktaş’a İDO, oradan Emirgan’a otobüs, oradan Kabataş’a bir başka otobüs, akşam ders çıkışı Karaköy’e tramvay ve son olarak da Bostancı’ya motor şeklinde geçen toplu taşıma silsilesiyle Hızır Kamp öncesi bıraktığım hayatıma tekrar döndüğümü fikren ve ruhen idrak etmiş oldum. Şu kadar yıldır İstanbul’da toplu taşıma…

Read

Bugün sabah güneşin doğumuyla kendiliğinden uyandım ve sabah ritüellerimi yaptıktan sonra yogama koyuldum! diye başlamayı çok isterdim bu yazıya sevgili sangha. Öncelikle, güneşin doğumuyla uyanmadım. Alarm 05:20’de çaldığında odanın içinde grili mavili ışıklar vardı. İçimdeki o çok cılız sese yine tutunamadım, yine tutunamadım. Kızıla çalan pembeler içinde saatler ilerlerken, sol koltuk altımda elime bir kitle…

Read